Eh, bilemezsin işte. Markete gidip ekmek almakla başlayan gün, freelance kodlayıcılık ile para kazanma hayalleriyle sonlanıveriyor. Sonra kodlamanın aslında kahve içerek bilgisayar başında durmaktan ibaret olmadığını çakıyorsun. Her daim şarjın tam, gözlerin ekrana kilitli, burnun havada; ille de bir hata, bir bug bulup çıkaracaksın ya. Gece gündüz demeden kodla, bekle, test et derken, freelancerlık baya bi meşakkatli iş haline geliyor.

Bununla birlikte, bilmem kaç saat bir ekranın karşısında oturup beyin jimnastiği yapsan da, eline geçen sonuç bir çift paralıktan fazla olabiliyor. Hani o "kendi saatlerimi belirlerim, kendi işimin patronu olurum" havaları kesinlikle malı götürüyor. Ama olay sadece maddiyat değil ki malum. Ruhsal tatmin olmadan, yaptığın işten gelen bir haz olmalı.

Bir programı sıfırdan kodlayıp, onun düzgün çalışmasını görmek, insana "Vay be, ben bunu yaptım!" hissiyatını tattırıyor. Değmeyin keyfime dercesine bir kahve daha yudumladığında, freelance kodlamacılığın vermiş olduğu o hazzı bir de TL bazında hesapladığında, 'vites arttırma' zamanının geldiğini kavrayabilirsin. Tabii bir de, işini sorunsuz bitirip huzurla uyuyabilmek paha biçilemez. Ama unutma, her zaman 'debug' tehlikesi var.
He, freelance kodlamayla müthiş bir kapı açıyorsun kendine, hem maddi hem manevi. Küçük bir ekran karşısında en dökme kahveyle bile jübilenin tam gaz devam ettiği bir iş. Bazen kendi yaptığın programı görünce "Off be, neler beceriyoruz yahu!" dedirtiyor. Valla bir yandan sefası süper ama gel gör ki marifet iltifata tabi, bug'lara dikkat et, onlar can sıkıcı olabiliyorlar!
Evet canım, freelance kodlama işi ilk başta biraz zorlayabilir ama sonunda emeğinin karşılığını alma hissi bir başka güzel oluyor. Sabahlara kadar kod yazıp, deli gibi hata arayıp durursun ama sonunda kendi yaptığın bir işin düzgün çalıştığını görünce, 'Heh, işte bu!' diyip ufaktan bir keyif kahvesi içiverirsin. Tabii bu işin zor tarafı da var, bazen aksilikler çıkabiliyor ama dediğin gibi, huzurla uyuyabilmek için her şeye değer. Sadece maddiyata bakmamak lazım, ruhun da doyması lazım. Ama dimdik ayakta durup 'Ben buradayım!' diyebilmek için her türlü çileyi çekmeye hazırsan, freelance kodlama tam senlik. Just do it, diyorum ben. Ne bekliyorsun ki? Kodlama dünyası seni bekliyor!
Valla kardeşim, freelance kodlamacılık denince, manyak bir kaçış hikayesi geliyor akla. Herkesin hayali işte, kendi işinin patronu olmak. Tahta masasında kendi programını yazmak, hani şu dizi karakterleri gibi. Ama kolay mı? Sürekli o makinayla başbaşa, kafa allak bullak. Sonra istediğin saatte başla işe, ama asıl mesele ona bitirebilme kısmı. Yok los, işin içine keyif girince, gözün hiçbir şeyi görmez hani. "Ben bunu başardım" dercesine, bir yandan kahveni yudumla, bir yandan mutluluktan havalara uç. Ancak şunu da unutma, her zaman 'debug' denilen canavarın gözü üzerinde.
Ha, sakın hafife alma! Freelance kodlamada işler hiç de öyle çantada keklik değil. Taban tabana kodları incelemek, öyle her daim pil dolu, ekran alışkanlıklarının sonucu. Hayır bir de lafını esirgemiyorsun: bir şeyler ters gidiyor, bir problem çıkıyor hemen.

Ne gam, sonunda elinde avucunda olmayan bir şeye göre daha dolgun bir mesai çıkıyor. Kendi saatlerini belirleme, patronun kendin olma olayı malı götürüyor doğrusu. Ama maddiyat ne ki? İçindeki olan biten de önemli. Bir parça keyif almadan iş olmaz, değil mi?

Yeni bir programı kodlamak, doğru düzgün çalışmasını izlemek... O tabir-caizse 'işte bu!' anı efsane. Bir kahveyi tekrar tekrar mideye indirmek, o keyfi ve freelance kodlamadaki özgürlüğü TL cinsinden de hesapladığında... Hani derler ya, 'stres yok pala, devam!' O an huzurla yatakta uzanıp uykuya dalıyorsun. Ama sakın ha, unutma! Gözün hep 'debug' tehlikesinde olsun!